
141Neoliberalleşen Türkiye’de İşçi Sınıfının Parçalanması
yürütülen araştırmaların ulaştığı bulgular da aynı doğrultuda olmamıştır. Örneğin Hog-
gart, az önce adını andığımız çalışmasında; işçi sınıfının kültürünün kitle kültürünün
içinde zannedildiği gibi hızlı biçimde erimediğini, işçilerin boyalı basından okuduk-
larına ihtiyatlı yaklaştıklarını, bu gazetelerdeki haberleri çoğu kez eğlenmek amacıyla
okuduklarını ve biz/öteki ayrımının işçi sınıfı içinde hâlen diri olduğunu gösterir, Fer-
dinand Zweig ise savaş sonrasında tam istihdam politikalarının yürürlüğe konmasıyla,
işçi sınıfının eskiden yaşadığı günü birlik geçim kaygılarından sıyrılıp yüzünü geleceğe
dönebildiğine, yaşam tarzı ve çalışma motivasyonu bakımından ise orta sınıflarla gide-
rek daha fazla benzeştiğine işaret eder (Zweig, 1961). John Goldthorpe ve arkadaşları
(Goldthorpe, Lockwood, Bechhofer ve Platt, 1969) ise Luton şehri işçileri nezdinde
yürüttükleri saha araştırmasının sonuçlarına dayanarak, savaş sonrasının “bolluk toplu-
mu” işçisinin, geleneksel işçi gibi kolektif tutum takınma eğilimini sürdürdüğünü, yalnız
farklı olarak işiyle daha araçsal bir ilişki kurduğunu, bu nedenle de elde ettiği ücreti, yap-
tığı işin toplumsal faydasından daha önemli görmeye başladığını vurgularlar. İşçi sınıfı-
nın burjuvalaşması ve işçi sınıfının orta sınıflaşması tartışmaları eşliğinde ortaya çıkan
işçi sınıfının parçalanması teması 1970’lerden sonra yerini bizzat orta sınıfın tanımı ve
kapsamı tartışmalarına bırakmıştır.
Söz konusu dönüşümü daha geniş bir spektrum içinde kavramsallaştırmaya çalışan
Robert Castel meseleyi “ücretliliğin (ya da ücretli sınıfın) başkalaşımı” olarak tanımla-
mıştır. Buna göre, kapitalist toplumunda, ücret karşılığında istihdam edilen bireylerin
hem çalışma hayatı ile hem de toplumun bütünüyle kurdukları ilişkiler incelendiğinde,
üç temel toplumsal biçimi ayırt edebilmek mümkündür: proleterlik durumu, işçilik duru-
mu ve ücretlilik durumu (Castel, 1995, s. 323). Çalışma ve yaşam koşullan bakımından
üç farklı duruma işaret eden ücretlilik türlerinin ortaya çıkışları tarihsel bakımdan bir-
birini takip eder. Ancak birbirlerine eklemlenmeleri doğrusal olarak gerçekleşmez. 19.
yüzyılda hâkim ücretlilik biçimi olan proleterlik durumu hem çalışma ilişkileri ile hem de
toplumsal ilişkiler içinde –yarı-dışlanmış kabul edilebilecek- eğreti bir duruma tekabül
ederken, işçilik durumu 20. yüzyılın ilk yarısında işçilerin çalışma ilişkileri içinde istik-
rarlı ve güvenceli koşullara sahip oldukları, güçlü sendikalara sahip oldukları, toplumsal
ilişkiler içinde de özerkliklerini korudukları ama aynı zamanda toplumsallığın dışında
ya da marjında olmadıkları bir duruma tekabül etmektedir. Gerek proleterlik durumun-
da, gerekse işçilik durumunda işçi sınıfının parçalanmasından bahsedilemez. Castel’in
kavramsal çerçevesine göre işçi sınıfının parçalanması olgusu ücretlilik durumunun hâ-
kim olduğu toplumsal formasyona özgüdür. Hizmet sektörünün sanayi sektörünün
aleyhine gelişmesi ve ücretliler arasında bir tabakalaşmanın meydana gelmesiyle ayırt
edilen ücretlilik durumunun hâkim olduğu toplum tipi aynı zamanda ücretliler toplu-
mu olarak tanımlanır. Çokuluslu bir firmanın CEO’su da, aynı firmanın halkla ilişkiler
departmanının çalışanı da, o firmada kadrolu olarak çalışan güvenceli kol işçisi de ve
yine aynı firmanın temizlik işlerini üstlenen taşeron firmaya bağlı çalışan hizmet işçi-
si de ücretli olmak bakımından birbirlerine denk iken, tabi oldukları çalışma ve yaşam