Neoliberal Türkiye'de İşçi Sınıfının Parçalanması

Telechargé par cem.ozatalay
Neoliberalleşen Türkiyede
İşçi Sınıfının Parçalanması
K. Cem Özatalay
İşçi sınıfının parçalanması meselesini dünyanın erken sanayileşmiş ülkelerine özgü
bir tartışma başlığı olarak değerlendirmek kuşkusuz çok yanlış olmaz. Belirli bir süre bo-
yunca kararlı bir topluluğu oluşturmuş olan işçi sınıfının iç bütünlüğünü yitirmesi du-
rumuna gönderme yapan bu terim, ikili bir dinamiğe işaret etmektedir. İşçi sınıfının bir
bölmesinin, gelir düzeyini yükselmesini, tüketim alışkanlıklarının ve yaşam tarzının de-
ğişmesini nitelemek üzere geliştirilen “işçi sınıfının burjuvalaşması” veya “orta sınıflaş-
ması” kavramları parçalanmanın ilk dinamiğine işaret eder. Ücretlilerin bir diğer bölme-
sinin giderek daha esnek ve güvencesiz hâle gelen çalışma koşullarına maruz kalmasıyla
açığa çıkanişçi sınıfının eğretileşmesi” de terimin işaret ettiği ikinci dinamiği oluşturur.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında, talep yönlü Keynesçi politikaların devreye sokul-
masıyla ilk kez İngilterede sosyal bilimlerin gündemine giren “işçi sınıfının burjuvalaş-
ması” tartışmalarını, 1970’ler sonrasında gelişmiş kapitalist ülkelere doğru yaşanan işçi
göçüyle başlayan ancak esas olarak 1980’lerden sonra çalışma ilişkilerinin neoliberalleş-
mesinin yol açtığı güvencesizleşmenin doğurduğu “işçi sınıfının eğretileşmesi” tartış-
maları izlemiştir. Her iki dinamiğin de işçi sınıfının toplumsal ve siyasal düzlemde “eski
önemi”ni yitirdiği görüşünü tahkim ettiği söylenebilir. Bu hâliyle, parçalanma tezi, işçi
sınıfının belirli bir tarihsel kesitte toplumsal ve siyasal düzlemde önemli bir rol oynamış
olduğunu veri kabul eder.
Peki, kapitalistleşme sürecine rötarlı olarak dâhil olmuş, sanayileşme hamlesini
esas olarak İkinci Dünya Savaşı sonrasında gerçekleştirmiş ve işçi sınıfının siyasal et-
kinliğinin ülke tarihinde tayin edici sonuçlarının görülmediği Türkiye gibi ülkelerde
parçalanma tartışması hangi düzleme oturur? Makalenin ilk bölümünde bu sorunun
yanıtına dair bir bakış açısı geliştirilmeye çalışılacaktır. Makalenin ikinci bölümünde
Türkiye’de Toplumsal Tabakalaşma ve Eşitsizlik140
ise Türkiyede ücretlilerin ilk kez yüzde 50’ler seviyesine yükseldiği neoliberal dönü-
şüm süreci ile karakterize olan yıllarda; işçi sınıfının iç yapısında, bilinçlilik biçimle-
rinde ve duygu durumlarında meydana gelen farklılaşmalar konu edilecektir. Çeşitli
tarihlerde gerçekleştirilmiş saha araştırmalarından elde edilmiş bulgulara dayanarak,
neoliberal küreselleşme sürecinde hem üretim sürecinin yaşadığı dönüşüme ve bu dö-
nüşümün toplumsal sonuçlarına dikkat yöneltilecek hem de işçi sınıfının parçalanması
olgusu bu bağlamda tartışılacaktır.
Burjuvalaşan İşçi Sınıfından Eğretileşen İşçi Sınıfına
İşçi sınıfının burjuvalaşması terimi ilk kez Friedrich Engels’in Karl Marxa yazdığı 7
Ekim 1858 tarihli mektupta geçer. Ernest Jones’un girişimlerinin Çartist hareketin bur-
juvazi ile ittifak ve uzlaşma arayışını yansıttığını ileri süren Engels, bu gidişatı “işçi sınıfı-
nın burjuvalaşması” olarak nitelemiştir. Tam olarak şöyle yazar Engels (1858):
(...) Öyle zannediyorum ki, az ya da çok başarıya ulaşmış önceki iifak girişimleri gibi,
Jones’un son hamlesi de İngiliz proletaryasının iyiden iyiye burjuvalaşmasıyla açıklanabilir.
Görünüşe göre, bütün ulusların en burjuvası olan bu ulus, burjuvazisinin yanında
burjuvalaşmış bir aristokrasiye ve burjuvalaşmış bir proletaryaya da sahip olmak istiyor.
Açıktır ki, tüm dünyayı sömüren bir ulus için bu normal bir durum.
Engels, İngilterede işçilerin çalışma ve yaşam koşullarının iyileşmesine bağlı olarak
işçi hareketinin de devrimci taleplerden uzaklaşarak uzlaşmacı bir karakter kazanması
olgusunu ifade etmek için işçi sınıfının burjuvalaşması terimini kullanmıştır.
Bu kavramın tekabül ettiği toplumsal olgunun sosyal bilimlerin gündemine etkin
bir biçimde girmesi ise İkinci Dünya Savaşı sonrasında yine İngiltere’de söz konusu
olmuştur. Savaş sonrasında Lord Beveridge’in geliştirdiği sosyal politikalar eşliğinde
uygulamaya konulan Keynesçi talep yönlü makroekonomik politikalar İngilterede,
ücretlilerin çalışma ve yaşam koşullarında belirgin bir dönüşüme yol açmıştır. Toplu iş
sözleşmesi uygulamasının kurumsallaşmasını destekleyen bu politikaların neticesinde
tüketim kitleselleşmiş ve işçi sınıfının tüketim harcamaları da belirgin bir oranda artmış-
tır. Söz konusu gelişmeler sosyal bilimlerde işçi sınıfının dönüşümünün soruşturulma-
sını beraberinde getirmiştir. Yaşanan işçi sınıfının burjuvalaşması ya da orta sınıflaşması
olarak nitelendirilebilir mi? İşçi sınıfı ile diğer sınıflar arasındaki toplumsal ve kültürel
sınırlar önemini yitirmekte midir? Bu bahiste Michael Young ve Peter Wilmott tarafın-
dan işçi sınıfına özgü geleneksel toplumsal bağların orta sınıflara özgü toplumsal bağlar
tarafından ikame edilip edilmediğini soruşturmak üzere Londra’nın eski ve yeni varoş-
larında yürütmüş oldukları karşılaştırmalı çalışmalar (Willmott ve Young, 1960; Young
ve Wilmott, 1957) ilk elden akla gelmektedir. Yine Richard Hoggart’ın işçi sınıfının
1950’lerde yükselişe geçen kitle kültüründen nasıl ve ne oranda etkilendiğini incelediği
çalışması bu kategori içinde değerlendirilebilir (Hoggart, 1957). Bu sorunsal ışığında
141Neoliberalleşen Türkiye’de İşçi Sınıfının Parçalanması
yürütülen araştırmaların ulaştığı bulgular da aynı doğrultuda olmamıştır. Örneğin Hog-
gart, az önce adını andığımız çalışmasında; işçi sınıfının kültürünün kitle kültürünün
içinde zannedildiği gibi hızlı biçimde erimediğini, işçilerin boyalı basından okuduk-
larına ihtiyatlı yaklaştıklarını, bu gazetelerdeki haberleri çoğu kez eğlenmek amacıyla
okuduklarını ve biz/öteki ayrımının işçi sınıfı içinde hâlen diri olduğunu gösterir, Fer-
dinand Zweig ise savaş sonrasında tam istihdam politikalarının yürürlüğe konmasıyla,
işçi sınıfının eskiden yaşadığı günü birlik geçim kaygılarından sıylıp yüzünü geleceğe
dönebildiğine, yaşam tarzı ve çalışma motivasyonu bakımından ise orta sınıflarla gide-
rek daha fazla benzeştiğine işaret eder (Zweig, 1961). John Goldthorpe ve arkadaşları
(Goldthorpe, Lockwood, Bechhofer ve Platt, 1969) ise Luton şehri işçileri nezdinde
yürüttükleri saha araştırmasının sonuçlarına dayanarak, savaş sonrasının “bolluk toplu-
mu” işçisinin, geleneksel işçi gibi kolektif tutum takınma eğilimini sürdürdüğünü, yalnız
farklı olarak işiyle daha araçsal bir ilişki kurduğunu, bu nedenle de elde ettiği ücreti, yap-
tığı işin toplumsal faydasından daha önemli görmeye başladığını vurgularlar. İşçi sınıfı-
nın burjuvalaşması ve işçi sınıfının orta sınıflaşması tartışmaları eşliğinde ortaya çıkan
işçi sınıfının parçalanması teması 1970’lerden sonra yerini bizzat orta sınıfın tanımı ve
kapsamı tartışmalarına bırakmıştır.
Söz konusu dönüşümü daha geniş bir spektrum içinde kavramsallaştırmaya çalışan
Robert Castel meseleyi “ücretliliğin (ya da ücretli sınıfın) başkalaşımı” olarak tanımla-
mıştır. Buna göre, kapitalist toplumunda, ücret karşılığında istihdam edilen bireylerin
hem çalışma hayatı ile hem de toplumun bütünüyle kurdukları ilişkiler incelendiğinde,
üç temel toplumsal biçimi ayırt edebilmek mümkündür: proleterlik durumu, işçilik duru-
mu ve ücretlilik durumu (Castel, 1995, s. 323). Çalışma ve yaşam koşullan bakımından
üç farklı duruma işaret eden ücretlilik türlerinin ortaya çıkışları tarihsel bakımdan bir-
birini takip eder. Ancak birbirlerine eklemlenmeleri doğrusal olarak gerçekleşmez. 19.
yüzlda hâkim ücretlilik biçimi olan proleterlik durumu hem çalışma ilişkileri ile hem de
toplumsal ilişkiler içinde –yarı-dışlanmış kabul edilebilecek- eğreti bir duruma tekabül
ederken, işçilik durumu 20. yüzyılın ilk yarısında işçilerin çalışma ilişkileri içinde istik-
rarlı ve güvenceli koşullara sahip oldukları, güçlü sendikalara sahip oldukları, toplumsal
ilişkiler içinde de özerkliklerini korudukları ama aynı zamanda toplumsallığın dışında
ya da marjında olmadıkları bir duruma tekabül etmektedir. Gerek proleterlik durumun-
da, gerekse işçilik durumunda işçi sınıfının parçalanmasından bahsedilemez. Castel’in
kavramsal çerçevesine göre işçi sınıfının parçalanması olgusu ücretlilik durumunun hâ-
kim olduğu toplumsal formasyona özgüdür. Hizmet sektörünün sanayi sektörünün
aleyhine gelişmesi ve ücretliler arasında bir tabakalaşmanın meydana gelmesiyle ayırt
edilen ücretlilik durumunun hâkim olduğu toplum tipi aynı zamanda ücretliler toplu-
mu olarak tanımlanır. Çokuluslu bir firmanın CEO’su da, aynı firmanın halkla ilişkiler
departmanının çalışanı da, o firmada kadrolu olarak çalışan güvenceli kol işçisi de ve
yine aynı firmanın temizlik işlerini üstlenen taşeron firmaya bağlı çalışan hizmet işçi-
si de ücretli olmak bakımından birbirlerine denk iken, tabi oldukları çalışma ve yaşam
Türkiye’de Toplumsal Tabakalaşma ve Eşitsizlik142
koşulları arasında devasa bir uçurum ortaya çıkmıştır. Castele göre ücretlilik durumu,
ücretliler ile sermaye sahipleri arasındaki karşıtlığın şiddetini azaltırken, ücretliler ara-
sındaki klasman ve kariyer mücadelelerini körüklemiştir (Robert Castel, 1995). Yani
ücretliler toplumunun genişlemesi, aynı zamanda işçi sınıfının parçalanmasına ve kendi
içinde tabakalaşmasına yol açmıştır.
Ücretliler toplumunda işçi sınıfının burjuvalaşması terimi ücretlilerin üst ve görece
avantajlı tabakalarının deneyimlediği bir sürece işaret eder. Ne var ki, parçalanma dina-
miği aynı zamanda ücretlilerin alt tabakalarının deneyimlediği bir süreci de içerir. Bu
sürece güvencesizleşme ve daha yaygın olarak da eğretileşme kavramlarının işaret ettiği
toplumsal gerçeklikten hareketle ışık tutmak mümkün olabilir.
Eğretileşme terimi İngilizcede “precarization, Fransızcada “précarisation” terim-
lerinden hareketle üretilmiştir. Kavram etimolojik olarak Latince precarius kelimesine
dayanır. Anlamı “dua karşılığında bahşedilmiş olandır. Yani kul ile Tanrı (veya köle ile
efendi, maraba ile bey) arasında olduğu gibi madunun efendisine duacı olması karşı-
lığında bir şey elde etmesini esas alan sözleşmeye gönderme yapar. Terimin modern
anlamı da bahşedilmiş ama her an geri alınabilir olanı imler. Hem zamansal düzlemde
hem de mekânsal düzlemde süreksizliği, istikrarsızlığı, kalıcı olmayışı ifade etmek için
kullanılan terim, neoliberal dönüşüm sürecinden sonra güvencesiz ve esnek çalışma ko-
şullarını nitelemek için kullanılmaya başlanmıştır.
Neoliberal küreselleşme sürecinde kapitalist üretim sürecinin esnekleşmesi ve “ati-
pik” istihdam biçimlerinin yaygınlaşması ile birlikte 1980’lerden sonra mevsimlik ve
geçici ücretlileri tanımlamak üzere “precarious” ve “proletarya” terimlerinden hareket-
le bir neolojizm yaparak “geliştirilmiş olan précariat” (prekarya) kavramı kullanılmaya
başlanmıştır. Daha sonra uzaktan, yarı zamanlı veya geçici süreli sözleşmelerle çalışan
beyaz yakalı çalışanlar ve profesyoneller de prekarya içinde değerlendirilmeye başlan-
mıştır. Keza taşerona bağlı çalışanlar, stajyer sözleşmesiyle istihdam edilen gençler, en-
formel işlerde geçimini sağlayan göçmenler de prekarya kategorisine dâhil edilmektedir
(Bkz. Standing, 2011). Bu yeni toplumsal kategorinin giderek yaygınlaştığı günümüz
toplumunu, güvenceli istihdam ile karakterize olan ücretliler toplumu olarak değerlen-
dirmenin hâlen olanaklı olup olmadığını soruşturan Robert Castel, bu konuda şu dü-
şünceleri ileri sürer:
Günümüz toplumunda ücretlilik hâlen çalışma örgütlenmesinin temel biçimidir ve
ücretlilikten çıkış söyleminin bir tutarlılığı yoktur. Çalışmanın sonu ve çalışmadan çıkış
gibi söylemleri hiç anmıyorum bile. Ne var ki diğer yandan da, klasik istihdam ücretliliğin
oluşumundaki temel biçim olmaktan giderek uzaklaşıyor. Klasik istihdam derken
istihdamın ücretliler toplumunda aldığı, tam zamanlı, belirsiz süreli bir sözleşmeyle uzun
süreli olması güvence altına alınmış ve iş kanunu ve sosyal güvence ile çerçevelenmiş biçimi
kastediyorum. Bir başka deyişle, biz “ücretliliğin ötesi”ne doğru değil ama sanayi kapitalizmi
altında oluşmuş olan modern ücretlilik ilişkisinin hegemonik olan biçiminin ötesine doğru
yol alıyoruz. (Castel, 2007, s. 416–417).
143Neoliberalleşen Türkiye’de İşçi Sınıfının Parçalanması
Yani Castel’e göre ücretliler toplumu başkalaşmaya ve eğreti iş sözleşmeleriyle çalış-
mak hâkim ücretlilik formu haline dönüşmeye başlamıştır. Ekonominin enformelleşme-
si de bu başkalaşımın tezahürlerinden biridir. Yasal sözleşmeye dayalı olmayan istihdam
şekillerinin yaygınlaşması olgusunu tanımlayan enformelleşme kavramının ortaya çıkışı
da 1970’lerin başlarına dayanır. Kavramı sosyal bilimlerde kullanan ilk araştırmacı Keith
Hart, daha önceki dönemde yaygın biçimde kullanılan “marjinal sektör” terimi yerine
enformel ekonomi” terimini kullanmayı önermiştir (Hart, 1973). Özellikle Dünya Ça-
lışma Örgütü tarafından geç kapitalistleşmiş ülkelerde emek gücü üzerine yapılan araş-
tırmalarda kullanılmaya başlayan bu kavramın gönderme yaptığı olgu, ilk etapta bir tür
geleneksel toplum tortusu ya da Mübeccel Kırayın kavramıyla bir tür “tampon meka-
nizma” olarak değerlendirilmiş, ancak ilerleyen yıllarda enformel ekonominin, “kapi-
talist üretim ilişkilerinin özgül bir formu” (Castells ve Portes, 1989) olduğu üzerinde
mutabık kalınmıştır. Ancak ekonominin enformelleşmesi yalnızca ücretlilerin çalışma
koşullarını dönüştüren bir süreç olarak da nitelenemez. Ortak paydası yasal düzenleme-
ler dışında gelir elde etmek olan, seyyar satıcılardan, kaçakçılara, kaydı olmayan işyeri
sahiplerinden, evlerinden üretime katılanlara ve belirli bir işyerinde sigortasız çalışan-
lara kadar geniş bir kesim gelirini enformel ekonomiden temin etmektedir. Adı geçen
kesimlerin yaygınlaşması enformelleşme sürecinin farklı biçimlerine işaret eder.
Bu bölüm boyunca andığımız dönüşümlerden hareketle işçi sınıfının parçalanması
bahsinde şunları söyleyebiliriz: Tam istihdam politikalarına dayanan ve güvenceli ça-
lışma koşullarını tahkim eden Keynesçi birikim rejimi, işçi sınıfının -özellikle de vasıflı
kesiminin- alım gücünün artmasını ve toplumsal bakımdan entegre olmasını getirerek,
sosyal bilimler alanında “işçi sınıfının burjuvalaşması” ya da “orta sınıflaşması” mesele-
sini gündeme getirmiştir. Aynı dönemde, ücretliler arasında meritokratik ilkelere dayalı
gelir ve yetki farklılaşmasının ortaya çıkmasıyla beraber de “işçi sınıfı içinde tabakalaş-
ma” bahsi açılmıştır.
Şekil 1. Neoliberalleşen Ücretlilik Uzamında Fark ve Eksenler
1 / 23 100%
La catégorie de ce document est-elle correcte?
Merci pour votre participation!

Faire une suggestion

Avez-vous trouvé des erreurs dans l'interface ou les textes ? Ou savez-vous comment améliorer l'interface utilisateur de StudyLib ? N'hésitez pas à envoyer vos suggestions. C'est très important pour nous!